Yeni Statü Sembolü = Sağlık!

Yakın zamana kadar adını dahi duymadığımız chia tohumu, tadını dahi bilmediğimiz badem sütü gibi ürünler etrafımızı sarmış, gıda intolerans testi yaptıranından dönemsel detokslara kendini adayanlara, ruhsal iyileşme merkezlerinin kapsını arşınlayanlardan, ileride vücudunda hangi hastalıklar oluşabilir diye gen taramalarına başvuranlara kelimenin tam anlamıyla bir ‘sağlık salgını’ yaşanıyorken bu akımın moda ve lüks tüketime yansımaması beklenemezdi. En nihayetinde bu tip uygulama ve besleme tarzlarına bütçe ayırabilmek demek, zaten belli bir seviyenin üzerinde yaşıyorsun demek değil mi?

Lüks uğruna harcanan paranın git gide artan bir ivmeyle deneyimsel olgulara kaydığını bir süredir gözlemliyoruz. ‘Almak’ tahtını ‘olmaya’ devrediyor. Lüks tüketim harcamaları içerisinde yeme-içme, tatil, sanat, spor… vb gibi kavramların başrol oynadığı deneyimler %14’lük bir hızla artıyor. Bu artış ise lüks dünyasındaki en hızlı kategori genişlemesine işaret ediyor.

Lüks tüketim müşterisi deneyimlemeyi satın almanın önüne koymaya başlamışken şimdi resmin renginin bir defa daha çeşitlendiğine şahit oluyoruz. Çünkü şimdi deneyimler arasında parlayanlar sağlık odaklı olanlar!

Euromonitor 2020 yılında sağlık odaklı deneyimler pazarının $833 milyara ulaşacağını öngörüyor. Bu sektörün arkasındaki itici gücü ise 2000 yılı ve sonrası doğumlu genç jenerasyon olarak tanımlıyor. Tam burada bir noktanın altını çizmek gerek. Sağlık odaklı deneyim estetik kaygılarla veya yaşlanma karşıtı arzularla atılmış ‘güzelleşme’ adımlarını içermiyor. Bahsettiğimiz sağlık dolu ve içinde iyi hissettiğimiz bir akıl-ruh-beden kavramı için vücuda alınacak besin, yapılan spor, bu uğurda planlanan gezi ve workshop’lar, kullanılan ürünler, yaptırılan testler ve spa hizmetlerinin bir bütünü.

Durum böyle olunca elbet ki moda ve lüks tüketim markaları da işin bir ucuna dahil olmak istiyor. Sonuçta yeni jenerasyonun nabzını tutabilmek demek, markanın genç kalması ve ‘hip’ algısını devam ettirebilmesi demek. İşte tam da bu uğurda Chloe’nin kayak kıyafetleri çıkarmasına, Fendi ve Chanel’in ise kayak koleksiyonunu genişletmesine şahit olduk. Kate Spade Beyond Yoga ile bir araya gelerek bir kapsül koleksiyon hazırladı. Nike New York Soho’da açtığı ve sadece davetiye usulüyle içeriye kişileri kabul ettiği alanda kadınlara hem egzersiz yapabilecekleri, hem sosyalleşebilecekleri hem de alışveriş edebilecekleri bir ortam hazırladı.

Net-A-Porter kısa süre önce yayına aldığı Net-A-Sporter kısmında sadece spor kıyafetlerinin satışına yer vermedi, aynı zamanda ‘detoks içeceği nasıl yapılmalıdır’ gibi sağlıklı yaşam tarzına gönderme yapan ipuçlarını da sayfasına taşıdı. Londra’nın gözde otellerinden Grace Belgravia, şehrin sakinlerine spor, beslenme danışmanlığı, spa hizmeti ve medikal servislerden oluşan 360 derece sağlık paketleri satmaya başladı. Bu programa senelik $7000’dan başlayan tutarı ödemeyi kabul eden hatırı sayılır bir grup olduğunu düşünürsek trendin ne kadar tutunduğuna dair iyi bir örnek görmüş oluruz. Benzer şekilde İstanbul’da geçen sene açılan Wepublic, alışverişe gelen kişilere içinde limon, nane, portakal gibi meyvelerin bulunduğu vitaminli sulardan ikram etti. Müşterileri deneyimini ‘sağlık’ konsepti üzerinden yaratmayı seçti.

Technavio’nun hazırladığı ‘Global Turizm ve Sağlıklı Yaşam Raporu’’na göre sağlık turizminin 2020’ye kadar %11’lik bir ivme ile artması bekleniyor. Tatilini tamamen ‘sağlık kazanmak’ konsepti üzerine kurgulayan kişilerin, normal tatil düzeni içerisinde bir defa masaja gitmek gibi sağlık arttırıcı aktivitelere girişenlere oranla %60 daha fazla harcadıkları bilgisi bence raporun en çarpıcı detaylarından. İşte bu yüzdendir ki artık otellerin içerisine spa yapmaktan ziyade Spa ve sağlıklı yaşam konsepti etrafına oteller inşa ediliyor. Otellerdeki ‘dünya’ mutfakları yerini “lokal pazarda en taze ne varsa onu topladık, size günün yemeklerini bu malzemelerle yaptık” deyişine bırakıyor.

“Yeni zenginlik sağlıktır” mottosu ile tanımlanan bu trendin oluşması da, giderek genişleyen bir kitlenin sağlığın önemini fark edip bu uğurda daha çok vakit/para harcamaya karar vermesi de yine dönüp dolaşıp kendi ellerimizle yarattığımız modern yaşam döngüsüne bağlanıyor. Şehrin temposu, stresi, talepkarlığından bunalan insanoğlu çareyi kendine iyi bakmakta arıyor. Ne de olsa insan doğasına karşı gelemez. Böylece sağlık belki de yüzyıllar sonra ilk defa hastalanınca hatırlanan bir olgu olmaktan korunması gereken bir hazine olmaya terfi ediyor. Bu bilinçle ele alınıyor.

Dünyadaki trendleri yakın markaj takip eden Türk perakende sektörünün bu akım dahilinde yeni uygulamalara yelken açacağına eminim. Ancak bence bizim ekonomimize para akıtacak esas değişim, bir süredir kan ağlayan turizm sektörüne A+ müşteriye yönelik, sağlık odaklı projeler getirmek olacaktır. Havası, suyu, toprağı bu kadar şifalı bir coğrafyada yaşarken, sadece yer yer sararmış Pamukkale kaplıcalarına bağlı bir sağlık turizmi anlayışına tutunmak bizi sadece yarışın en gerisinde bırakır.

 

 

Henüz bir yorum yapılmamış

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir