Cümle İçinde Kullanalım!

Tamam; her konunun bir uzmanı olduğu gibi bir de ‘blogger’’ı çıktı. Tamam seçtikleri konu alanında bize sunduklarını ilgiye değer buluyoruz. Onları takip etmekten hoşlanıyoruz. Stillerini beğeniyoruz. Tamam; kendilerini birer ‘mecra’ olarak konumladılar. Markalar proje üretmek adına peşlerinden koşuyor. Ama işin formasyonunda etkin bir diğer faktör daha var. Blogger’ların belki de en önemli başarı faktörü. Öyle ki, hem markaların hem de tüketicilerin blogger’ın dünyasına mıknatıs gibi çekilmelerini sağlayacak kadar etkili…

Cümle İçinde Kullan

            Ben bu stratejiyi ‘cümle içinde kullanalım’ yöntemi olarak isimlendiriyorum. Çünkü burada yapılan, yeni bir kelimenin ne anlama geldiği ile kullanım şeklini iyice oturtmak için okullarda öğrendiğimiz “cümle içinde kullan yavrum” klasiğinden farksız. Moda blogger’ları en ‘in’ ürünleri kendi üzerlerinde sosyal medya hesaplarına taşırken parçaları kendi stillerine göre yorumluyorlar. Örneğin ana parça bir kazak ise, biz onu altına bir pantolon, bir ayakkabı, içine bir bluz, etrafına takılar ve elde bir çanta seçimi ile birlikte görüyoruz. Parça hem bir bütün içinde hem de tek başına görünür oluyor. Anlam kazanıyor. Ayakları yere basıyor. Parçayı tanıtırken onun nasıl kullanılabilir olacağına dair de fikir sahibi oluyorsunuz. Nasıl kullanılacağı anlaşılan parça da doğal olarak çok daha rahat satıyor. Denklem işte bu kadar basit, bu kadar güçlü.

            Bir düşünün; diyelim ki Alexander Wang marka bir ayakkabı… Bu ayakkabıyı dergi sayfasında tek başına etrafında çiçekler, böcekler, illüstrasyonlar ile bir reklam formatında görmek mi daha etkili, yoksa stilini beğendiğiniz bir blogger’ın kıyafet kombinasyon yorumu dahilinde mi görmek daha etkili? Blogger’ların kullanım şekli ile parçalar tek başına görünmeye kıyasla çok daha anlamlı bir hale büründüğü için markalar bu mecraya git gide artan bir ivmeyle para akıtıyor. Tüketici de aynı motivasyon ile takipte kalıyor, tavsiyelere uyuyor.

Hikayeleştirerek Anlat

            Aslına bakarsanız bugünün pazarlama dünyasında cümle içinde kullanma trendi sadece blogger’lardan ibaret de değil. Bir markayı tanıtan, bir ürünü öven yazılar PR’cıların basın bülteni formatından uzaklaşalı çok oldu. Şimdi moda her şeyi hikayeleştirerek anlatmak. Tanıtımı ‘hissettirmeden’ yapmayı amaçlayan bu yöntem hem tüketicinin ilgisini çok daha uzun süre dağılmadan tutabiliyor hem de müşteriye ürünü pazarlamaktan fazlasını veriyor. Çünkü hikayeleştirilen video, metin veya animasyonlarda tüketici yeni bilgiler de öğreniyor. ‘Native Ad’ ismi verilen bu yeni akımda doğal akış içinde yer bulan reklamlar, tıpkı bir blogger’ın hikayeleştirdiği kıyafetler gibi git gide daha fazla ilgi çekiyor. E zaten dünyada çığ gibi büyüyen content generation çılgınlığının, kullandığımız app’lerin içinde yer alan hap bilgilerin, kanaat liderlerinin kaleme aldığı 2-3 cümlelik ‘kişisel’ tavsiyelerin ardında hep bu native ad kafası yok mu? Hatta sıradan vatandaş olarak bizlerin bile sosyal medyada yaptığı paylaşımlar kendi hikayemizi anlatmıyor mu?

            Herhangi bir arkadaşınızın Instagram sayfasını açıp bakın. Hayatında nelere önem verdiğini gayet net göreceksiniz. Doğa tutkunu mu? Bebek mi bekliyor? Yeni mi doğurdu? Seyahate mi meraklı? Ailesine çok mu bağlı? Modayı yakından mı takip ediyor? Sanatçı ruhlu mu? Kendini baya güzel mi buluyor?.. :) Hepsi o karelerin içinde saklı. Orası bomboş bir alan. İstediğiniz imaj, istediğiniz değerler ile doldurabilirsiniz. Aslına bakarsanız markaların yaptığı da tam olarak bu. Paylaşımların içine gizledikleri kodlar ve ‘dolaylı’ olarak bize sundukları ürünler ile reklamın yepyeni psikolojik bir boyutunu ele alıyorlar. Paylaşımların içine söz konusu ürün/hizmetin neden değerli olduğuna dair ipuçları gizliyorlar.

            Reklam dünyasında yer bulan bu yeni denemeler
markaların bütçelerinden git gide daha büyük paylar alıyor. Hatta alışıldık mecralarda kullanılan ilanlar bile artık birer hikaye tarzında kurgulanıyor. Bakınız  son dönemki Dolce&Gabbana reklamları…

İster hikayeleştirerek anlatılsın ister cümle içinde kullan modeliyle buradaki kilit nokta samimiyeti korumak. Yani müşteri tüm bu hikaye veya cümle içinde kullanmaların arasında samimiyetten arınmış bir reklam kokusu alırsa yanıtını en ağır biçimde veriyor. En basit haliyle, söylediğinize inanmıyor!

            Hikayeleştirmek konusuna dönecek olursak… Dinlediğim bir TED konuşmasında konuşmacı “Hayat onu nasıl anlattığınızdır” demişti. Bu sözü sosyal medya çağına uyarlayıp ‘”Hayat onu nasıl paylaştığınızdır” şeklinde de geçerli kılabiliriz elbet. Demek istediğim o ki markalardan feyz alarak, ne hissetmek istiyorsak, neye dönüşmek istiyorsak, neyi yansıtmak istiyorsak bizi yansıttığına inandığımız sosyal medya sayfalarımızı o tarz görsel ve anlatımlarla doldurabiliriz. Tıpkı markaları besleyen imajları gibi biz de o paylaştıklarımızdakileri hissederiz belki… Hikayemiz doğa sevgisi anlatır, mutluluk anlatır, huzur anlatır… Biz sevgi dolu, mutlu, huzurlu hissederiz belki. Belki içinden geçtiğimiz zor günlerde psikolojimiz bir nebze düzelir böylece… Ne dersiniz? Markaların her gün üzerimize yansıttığı stratejiyi kendimizi iyi hissetmek adına devşirip denemeye değmez mi?!

Henüz bir yorum yapılmamış

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir