Niçin Giyiniyoruz?

Geçtiğimiz ağustos ayı. Biz 3 arkadaş Alaçatı’nın nemden, sıcaktan, kalabalıktan kavrulan sokaklarında yürüyoruz. Gece saat 23:00 civarı… Sokaklar tam hızını almış yani. Artık “nereye gidiyorsun?” sorunun cevabı “Çeşme” değil de “Alaçatı” oldu ya hani… Onun hakkını verircesine dolu ortalık. Köşe Kahve’den saptık, Hacı Memiş’e doğru kıvrıldık. Konu bitti; etrafta gelen geçenleri incelemeye başladık.

kalabalik-alacati-geceAlaçatı’nın her biri başka boy olan kaldırım taşları üzerinde sivri topuklarla yürümeye çalışanlar da geçiyor yanımızdan, parmak arası terlik ve şortunu üzerine geçirmiş saçları hala tuzlu kızlar da… En rahatından basma çiçekli elbisesinin içinde elinde çiğdemi (İzmir’ce ayçekirdeği :) ) salına salına ilerleyen teyzeler de yürüyor aynı yolu, etraftaki incik boncukçudan ne varsa üzerine takıştırmış üç adımda bir selfi molası veren tatilciler de… Bu mahalle, bu rota artık küçük bir sahil kasabası değil de, İstiklal Caddesi’ymişçesine kozmopolit, karışık. Sosyolojik analize uygun olabilecek kadar farklı örneklemle dolu. E zaten kalabalıktan yolda ilerleme hızımız belli. N’apalım etrafı izliyoruz.

O gün Alaçatı’yı seyrederken şöyle düşündüğümü hatırlıyorum. Sahi biz neye göre giyiniyoruz? Ortama göre mi? Zamana, yaş haddine, beklentiye göre mi? Hangi okazyon için ne kadar para ayıracağımıza nasıl karar veriyoruz? Anlık bir his mi bu? Yoksa alacaklarımıza karar vermeden önce üzerinde uzun uzun düşünüyor muyuz? Alaçatı’nın antikacılarından yansıyan cılız ışık yolun karanlığında gözlerimizi alırken aynı düşünceler içimizden geçmiş olmalı ki, üçümüz bir ağızdan giyinmek üzerine konuşmaya başlıyoruz…

Office-OutfitAramızdan bir tanemiz en çok para harcadığı şeylerin en fazla giydiği kıyafetler olduğunu söylüyor. İş için aldıkları yani. Kumaş pantolonlar, gömlekler, siyah bir kalem etek, hepsinin altına uyabilecek yüksek topuklu ayakkabılar… Haftanın 5 günü giyilenler. Çok kullanılacağını bildiği için, iş kıyafetlerine fazla bütçe akıtmak ona rahatsızlık vermiyor. Mantığa yatkın tabi. Zaten o hep mantıklıdır :) E zaten iş de kendi işi. Öyle bir ortamda etkileyici görünmek önemli.

Diğer arkadaşım için ise haftanın öne çıkan kısmı cuma, cumartesi, lanvin-sneakerspazar günleri. İş ortamında nasıl olsa her gün birbirine benzer. İş günü bir şekilde geçer. Hafta sonu gezmek, eğlenmek, kendini mutlu hissetmek vakti. E durum böyle olunca mutluluğu desteklemek için harcanacak ekstra kıyafet bütçesini de fazlalık görmemek gerek. Sonuçta giydiklerin içerisinde kendini iyi hissetmek kişiye mutluluk vermez mi? :) Lüks bir moda evinin elinden çıkmış ‘hip’ spor ayakkabılar, tam tamına üzerine yapılmış gibi duran iyi kesim bir Jean, her sene bahar aylarında eline yapışacak kaliteli bir deri ceket gibi…

IMG_4994Benim için ise durum biraz daha farklı. Bunu ‘belirli günler ve haftalar’ için giyinmek şeklinde özetleyebilirim. Yani örneğin sevdiğim birinin düğünü için abiye elbiseye para harcamak, yeni bir stiletto almak veya hevesle beklediğim bir tatil için yeni bikini almaya gitmek bana göre en ‘batmayan’ bütçeyi aşma biçimi. HattaDELPOZO_WCFS16_172 listeme şunlar da dahil olabilir: bir açılış, yeni işe başlanacak ilk gün, bir doğumgünü partisi… Sözü geçen günün benim adıma düzenlenmiş bir zaman dilimi olması da şart değil. Sevdiğim birinin baby shower’ı veya bir başkasının evlilik yıldönümü yemeği de olabilir… Benim sevdiğim, önemsediğim biri olsun yeterli.

Tüm bunları neden mi anlattım? Tüm bu dönen milyar dolarlık moda endüstrisi, bize neyi giyersek ‘en güzel’ görüneceğimizi anlatan defileler, yönlendiren reklamlar, giyinmeye dökülen onca para, üzerimize uydurmak için harcanan onca çaba… Hepsinin altında güzel görünmek isteği var; kabul ediyorum. Aidiyet hissetme isteği var. Mutlu hissetme arzusu var. İçinde bulunduğun ortama uygun hissetmek dürtüsü var. (hatta belki Alaçatı’yı tığ gibi stilettolar eşliğinde arzı endam edenlerde özgüven eksikliğinden beslenen öne çıkma isteği var) Var da var… Ama en altta bizi tetikleyen nedir sizce? Amacım o en dip katmana erişmekti…

Neden bizim gibi çok yakın 3 arkadaşın dahi fazladan bütçe ayırdığı valentinos-stud-shoeskıyafet grupları farklılaşıyor? Çünkü kıyafetler anıları, anılar ise hayatı inşa ediyor. İşte bütün mesele bu. Hevesle yapılan her alışverişin altında aynı motivasyon var. Önemsediğimiz ortamlarda güzel hissetmek o anda güzel anılar yaratma arzusundan ibaret. Erkek/kız arkadaşınızla ilk buluşmanızda ne giydiğinizi hatırlıyor musunuz? Çocuğunuzun ilk doğumgünü partisinde üzerinizde ne olduğunu? Yılbaşı için seçtiğinizi? Aklınıza geliyor değil mi? Çünkü aklımızda o günü yeniden taradığımızda veya fotoğraflarda canlı kalan kısımdan biri üzerinizde taşıdıklarımız. Ve hatta o gün oradaki diğerlerinin ne giyiyor olduğu… Gelinliğin önemi de giyildiği günün anlam ve öneminden ötürü değil mi?

Grace-Kelly-dresses-foto-G-Barclay-KopiHatta müzelerde sergilenen kıyafetler de hep anılara gönderme yapmaz mı? Marilyn Monroe’nun filanca filminin galasına giydiği elbise, Kral IV.Louis’in tahta çıkarken elbisesine iliştirdiği pelerin gibi…

İşte bu tip anıların bir parçası olmayı başarabilmiş markalar bence bu endüstrinin en şanslıları. Müşterinin kalbinde yerleri farklı. Yani örneğin siz, kendiniz için önem taşıyan o okazyonu Alexander Wang’e emanet etmeyi seçiyorsanız Alexander daha ne ister?! Öyle değil mi?

Henüz bir yorum yapılmamış

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir